WANNSEE’NiN MAVi SULARI

-B erlin nasıl?

Annem telefonda teyzem ile konuşurken sorar hep. Her zaman gittiği bildiği bir şehir gibi sorar. Pencereden sokağın görüşünü düşünür. Ağaçların arkasındaki kıvrılan yolu, caddenin köşesinden park edilmiş üstü açık arabayı, sokakta balon uçuran, top oynayan çocukları eksik etmez manzarasından. Gökyüzüne başını kaldırır sanki. Kuşları uçurur. Neşesinden masmavi olur göğü. İçi sıkıntıyla kaplıysa ve neşesi yoksa teyzemin, gökyüzü kapalıdır. Gök gürleyecek, yağmur aniden bastıracak sanırsınız. Acele balkona koşup çamaşırları toplamalı. Beyaz çarşafları o kadar çitileyip asmışken yağmur yememeli çarşaflar diye söylendiği bir anı hatırlarım.

Annem Berlin’i bilmez. Avrupa’ya gitmemiştir hayatında. Ara sıra teyzeme beni birkaç ay alıver dediği olduysa da bu konuda ciddi olmadığı bilinir. Gitmeyi istediği de yoktur o kadar uzağa. Dilini bilmediği insanların arasında dolaşmaktan korkar. Kardeşi de olsa ayak bağı olmak istemez kimseye. Sadece bu da değildir gitmeme gerekçesi.

Apartmana yeni biri taşındığında ilk önce annem elinde yeni pişmiş bir tabak yemekle kapıda görünür. Tanımak ister. Kimlerdir, ne iş yaparlar, geçim sorunları var mı bilmek ister. Kapımızı açık bıraksa içeri girecek olandan korkmadan güvenle yaşayabileceğimizin hayalini kurar. Sonra şikâyet eder genelinden. “Şu apartmanda da bana komşu olabilecek biri taşınamadı gitti” der.

Gelenler ya çok çocuktur ya da yaşı iyice geçkin kadınlar. Onlarla da ancak selamlaşmakla yetinir.

E ski zamanlarını özler konuşurken. Komşu annelerden, akrabadan öte olan insanlardan. Şimdi zamanın farklılığını benimsemek istemez.

Berlin nasıldır bu zamanda? Yaz her yerde benzer görüntülerle geçer. Yanan kaldırımlarda yiyecek arayan kuşlarla şehir meydanlarında şırıldayan havuz görüntüleri arasına karışmış insanlar. Müzik sesi yükselen kafeler, sokak ortasına kurulmuş masalarda serinlemek için gazoz ve meyve suları tüketenler. Günlük gazetelere göz atarken birazcık olsun sıkıntılarından uzaklaştığını sananlar. Doğdukları ülkeden uzakta ölüp gideceğinden endişe edenler. Ay sonu yapacağı yolculuğun hayalini kuranlar. Yazın her yerden yabancısı olur kentin.

Hallense Köprüsüne doğru akşam trafiği akıyor. Bir otomobilin içinde sıkışmış gibi hissediyor olmalı bu saatte insan. Belki doğduğu yerleri, sararmış tepeleri, uçsuz bucaksız o bozkırlara olan özlemi biraz da tuhaf hissetmesine neden oluyordur. Başını çevirdiği yerlerde yüksek binalar, gri göller, geniş parklar ve koşma isteği uyandıran meydanlarıyla Berlin ortasındadır insan.

Annemin telefondaki sesini çoğunlukla teyzem hep yüksek sesle, bağırır gibi yanıtlar. İyi olduğunu düşünsün ister. Hastalığının onu iyice güçten düşürdüğünü, son ayını yatakta geçirdiğini ve bir an önce ölmeyi içinden geçirdiğini anlasın istemez. Ben onun terden sırılsıklam olmuş haliyle bir rüyadan uyandığını düşünürüm.

Annem teyzemle konuştuğu zaman hep bir şekilde konuyu Berlin’e getirir. Uzun uzun konuşurlar.

Devamini okumak için dergimize abone olun.

Daha fazla…

2018-07-19T14:56:19+00:00