Sav aş

Okuduğunuz bu ilk harfleri hangi kelimelere döküp sizin ne okuduğunuzu bilmeden yazarken ben bir yerden neyi neden ve nasıl yazdığımı düşünmem gerekiyor. Bir düşünce diyorum mesela. Yeni bir düşünce… Bir ilk bu düşünce… Yeni bir dil… Bütün düşünceleri üst üste koyunca mesela en sonunda bir sav aş gibi bir şey ya da… İnsanın var olduğu günden beri hiç değişmeyen duygusu/içgüdüsü… En eski dili… Hepsini üst üste koyunca yine tek kalıyor…

O yüzden savımdan olabilirim ama aşımdan olamam.

Buraya kadar okuduklarınızı toparlarsak göreceksiniz ki benim yazdıklarımla pek münasebeti yok.

Hayır, aramızda ne bir sav var ne de aş, nasıl bir münasebet doğsun ki? Doğsa birimizden birisi bir selam vermez mi?

-Nasılsın?

– İyiyim.

Burada konuya geç girenler sessizce yerlerine geçip baştan okusunlar. Ben diğer arkadaşlarla konuşurum. Şimdi arkadaşlar, “seçilmiş” bir yazar olarak bir KHK (Kanun Hükmünde Kararname) ile “anlayanlar anlamayanlara anlatsınlar” sözünden geri dönerek başka sözleri araya karıştırarak cümleler oluşturmak ve bu cümlelerle herhangi bir anlam yaratmadan, konuyu dağıtmadan ama konuya da girmeden zaman kazanılmak için size sesleniyorum. Artık devam edebiliriz.

Bir düşünceyi diyorum. Yiyemezsiniz mesela. Yiyemediğinizden değil, yenmediğinden. Hayatı boyunca hiç yenmemiş ki… Bilmiyor… Yenmemiş olanlar nasıl yenildiklerini bilmedikleri için yenilemiyorlar… Ve bütün bu yenilemeyen düşünceler bir kafada toplanıyorlar ve biz “beynimi yiyorlar” diyoruz. Keskin sirke kabına zarar diye boşuna dememişler.

Ama bir aşı diyorum. Düşünebilirsiniz mesela. Bir tanesini değil, binlercesini… Uçsuz bucaksız masalarda… Rengârenk… Çeşit çeşit… Yanınızda sevdiklerinizle… Evler, ağaçlar, arabalar… Eşler, çocuklar, doğumlar ölümler… Ve siz hep yiyorsunuz… Ve ne yerseniz yiyin sonunda siz hep açsınız.

“Her şey zehirdir, mühim olan dozdur…”

Konuyu dağıtmadan ve konuya girmeden sizinle beraber konuyu buraya kadar getirdik. Bende kalan tek anlam, bu çıkan kelimelerin nasıl böyle bir anda sıraya geçtikleri ile alakalı.  Ama konuya bu kadar uzak durmakla da edebiyat dünyası yuvarlak olduğundan öte taraftan konuya yaklaşıyoruz diye endişelenmeye başladım. Acaba okurken bir şey mi düşünüyorsunuz şu an? Yoksa hepiniz aynı şeyi mi düşünüyorsunuz? Çok iyi düşünmeyin. Unutmayın bir odada en akıllı siz iseniz yanlış odadasınızdır ama aynı odada en aç siz iseniz gayet iyi bir oda olabilir orası, mesela en azından aşınız var. Yiyin birbirinizi.

Sav ile aş arasında kalmış bir kelimeden öte değildir savaş kelimesi…  Neden vazgeçip neyden vazgeçemeyeceğinizi ayırt etmek gerekir. Yirmi bin çeşit yemek yapmasını öğrenemezsiniz ama hepsi de doyurur sizi. Tıpkı bu yazıdaki kelimeler gibi bir savaştır okumak. Sevmek. Yazmak, çizmek. Çok çeşitlidir insanlar ama insandırlar. Bakmayın siz dünya savaşlarına, asıl savaş bir insanın içindedir. Kalp ile beyin arasında bir çizgidir.  İnsan ilk önce kendi içinde yeteri kadar önem vermez çeşitliliğe, farklılıklara… Nasıl dayansın başkalarına? İnsan diyorum, ikiye ayıralım desek nerden ayıracağımızı biz bilmeden o gider ayırır kendi kafasını gövdesinden (kalbinden).

İşte bu yukarıdaki nokta asıl konuya ilk girdiğim nokta olsun

.

Artık sizinle aramızda savaşlara kadar varabilecek bir münasebetimiz var

.

Aşalım bu savı…

Daha fazla…

2018-07-19T14:56:19+00:00