İçimizdeki Hayvan ve Türk Tipi cinsellik

On bin yıldan beri oturduğum tahta bar sandalyesine yaklaştı; ağzımın içi tepeden tırnağa fındık likörüyle harmandı, ağzını kocaman açıp dilini gezdirse damağımın içinde, aslında o da sebeplenecekti bu harika fındık liköründen diye geçirdim aklımdan.

Belli ki, sevişmeyi değil soruları tercih etmişti, niye bu hayvanlık, neden tek eşli olamıyor bu erkekler, içinizdeki hayvanı niye ehlileştiremiyorsunuz, diye homurdanırken, dumanlı ortamlarda pekâlâ hatunu yatağa atma konuşması olarak algılanabilecek olan aslında bir felsefe denemesi, bir tiradımsı olabilecek su sözler çıktı ağzımdan:

Niye ehlileştirelim içimizdeki hayvanı? Buna kim ne zaman karar verdi? Tek eşlilik ya da kâğıt üzerinde evlilik kontratları, inanç kaynaklı üfürmeler, toplumların kolay yönetilmesi gerektiğine karar verenlerin, üzerimizde kontrol mekanizması kurabilmelerinin dayatmaları olmasın sakın. Bir kadına ya da erkeğe, doğuştan verilen iç güdüler, istekler, merak, neden ilkel bir toplumun dayatmasına maruz bırakılmalı.

Kocaman ağzını yaklaştırdı bir kadavranın suratını koklayan köpek gibi ağzımın içine doğru, soluyarak konuşuyordu, sarma tütün ve biraz da Duvel birası harmanı kokuyordu nefesi.

Toplum ilkel mi, dedi. Bilmem, değil mi, dedim.Birbirimizin arabasına çarptığımızda kendi aramızda anlaşamadığımız için milyonlarca paralık polis teşkilatları filan kurduğumuza göre, küçük çocuklara birileri cinsel istismarda bulunmasın diye yasalar yapıyorsak, nerelerde sigara içip içemeyeceğimizi bile tabelalarla belirtmek zorundaysak hâlâ, ilkelmişiz gibi geliyor bana.

Mars’a araç göndermemiz, cep telefonuyla uçak bileti almamız, çocuklarıyla vakit geçiremeyen bir babanın, çocuklarına pahalı oyuncaklar alarak kendini teselli etmesi gibi.

Şimdi bu ilkel toplum, bizim her an birlikte yaşadığımız cinsel organlarımıza da müdahale etme hakkını buluyor kendinde ve içinde bir hayvan var, onu ehlileştir diyor. Diyemiyor ki sen böyle serseri mayın gibi kendi bildiğin gibi hareket edersen ben seni kontrol edemem.

Bir dakika, biraz daha gerilere gidelim, sen niye beni kontrol etmek zorundaydın ki?

Sokrates’ten Farabi’ye birçok filozof birlikte yasamayı kolaylaştırmak için devlete dair şeyler düşünüp söylediler ve sen bunu alıp şu an yaşadığımız deli saçması düzene mi evirdin? Bunu mu anladın, böyle mi çevirdin bu düşünceleri?

Bu ilkel toplumun üzerimize dayattıkları, cahillerde başka, okumuşlarda başka yollardan aynı sonuca varıyor: Mutsuzluk.

Fransızlar, “mal-baisé” diyorlar, Türkçesi “gece beşik mi salladın” olsun hadi. Her ikisi de aynı kapıya çıkar: Bizim devasa mutsuzluğumuz bize dayatılan gömleklerin dar gelmesinden değil mi?  İşte bu hayvan kafeste değil diğer tüm hayvanlar gibi doğada mutlu, dedim.

Cahiller neyi nasıl yapacağını bilmediğinden, okumuşlar razı olmak zorunda olduklarını yeterli bulmadıklarından dolayı cinsel hayatlarında ve dolayısıyla hayatlarında mutsuzdur. Ortalama yetişkin bir cahil, gerdek gecesi yaşadığı bir sorunu, eşini öldürüp kendini tavana asarak bitirebilir, ortalama yetişkin okumuş şehirli ise partnerine Freud’dan girip yan komşunun kocasına kadar getirebilir, evdeki tüm çalışan telefon ve elektronik cihazları duvara vurabilir, fiziksel şiddet uygulayabilir.

Nuri Alço, çok güzel bir kızla, gazozuna ilaç atmadan sevişemeyeceğimiz gerçeğini toplumsal genlerimize işlemiş. Fakat bu pratikte aslında böyle değildir, böyle olmamalıdır. Müjde Ar gibi, istediğiyle birlikte olan kadın figürü, toplumsal genimize ‘kaltak’ olarak kodlanırken, Cüneyt Arkın’ın Bizans prenseslerini ‘götürmesi’ milli gurur tablosuna dönüşmüştür. Yılbaşı partilerinde gençlerimiz, yabancı turistleri iste bu duygularla avuçlamaktadır.

Kocaman yeşil gözleri daha da büyümüştü, kasıklarından fışkıran sıcaklık neredeyse yüzüme vuruyordu, belki göremiyordum ama küçük ter damlaları dar pantolonunun içinden aşağıya doğru süzülüyordu, biliyordum, saçlarından çekerek bir şarklı gibi, kocaman ağzını, ağzımın içine almam an meselesiydi.

Her gece abartısız iki saat seviştiğini iddia ettiği zenci üst komsusundan, bir kadını öpmeyi, zaman zaman aklından geçirdiğinden, alkollü olmasa bunları hiç kimseye anlatmayacağından, aslında inançlı bir insan olduğundan bahsetti.

Sustuk…

Uzun uzun sustuk, suskunluğumuz yatakta ön sevişmeyi beceremeyen, erken boşalan ve fakat insan içinde seks makinesiymiş gibi konuşan politikacıların külhanbeyi naralarını bastıracak kadar ağırdı, kursun gibiydi suskunluğumuz, on beş yaşında gelin edilen ve gerdek gecesi yaşlı kodaman kocasının yatağında gözünü yerdeki kilim desenine dikmiş o çocuğun gözyaşı kadar ağırdı suskunluğumuz, ‘ibne’ diye dövülmüş, kovulmuş, kendini Beyoğlu’nun arka sokağında vücudunu satarken bulmuş o tinerci kadar bi dünyaydı suskunluğumuz.

“Derdiniz batsın ulan memleket gibi, iki yetişkin bi ağız tadıyla sevişemedik” yazıyordu sokağın duvarında…

Daha fazla…

2018-07-19T14:56:19+00:00